Kimliklerimiz Meşrudur!

img

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 20 Ağustos 2019 tarihinde katıldığı bir televizyon programında LGBT’nin Avrupa üzerinden Türkiye’de meşrulaştırılmaya çalışıldığını, bu konuda kendisinin endişe duyduğunu, doğru bulmadığını ve kabul etmediğini ifade etmiştir. Bu ifadeler LGBTİ+ var oluşlara yönelik bilimsel ve tarihsel gerçekliklerle uyuşmamaktadır.

LGBTİ+ olarak kısalttığımız Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks ve heteroseksist ikili cinsiyet sistemi dışında kalan diğer bütün kimlikler, bu topraklara herhangi başka bir yerden gelmiş değildir. Cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet ifade biçimlerine dair farklı kimlikler farklı ifadelerle bütün toplumlarda tarih boyunca var olagelmiştir. Tarih boyunca faşist rejimler, çoğunluktan farklı görülen cinsel kimlik ve yönelimlere sahip kişileri yok etmeye, baskılamaya, hapsetmeye çalışmış; yetmediği durumlarda türlü ayrımcılıklarla hayatlarını zorlaştırmış ama hayatın bu gerçekliğini ortadan kaldıramamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bugün, Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesi‘ni imzalayarak cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığına karşı mücadelede kendisini sorumlu kılmış ve pek çok uluslararası toplantıda ayrımcılığa karşı insan haklarını savunduğunu iddia etmiştir. Somut durum bu iken, İç işleri Bakanı olarak suçun önlenmesi ve anayasal hak ve hürriyetlerin korunması gibi sorumlulukları olan bir yetkili ağızdan ulusal bir kanalda topluluğumuzun marjinalize edilmesi tedirgin edicidir. Ne yazık ki bu ilk de değildir.

Daha önce de cinsel yönelimler ve cinsiyet kimliği ile ilgili kimliklerimiz  devamlı suçlu kabul edilen diğer kısaltmalarla yan yana anılarak kriminalize edilmeye çalışılmıştır. Yetkili ağızlardan çıkan ve LGBTİ+lara yönelik ayrımcılık üreten söylemler, nefret suçlarına dönük sistematik cezasızlıkla pekişerek potansiyel nefret suçu faillerini kışkırtmaktadır. 
 
Kutuplaştırıcı söylemler ve düşmanlaştırma politikaları yüzünden toplumda LGBTİ+'lara yönelik önyargı ve nefret körüklense de, lezbiyen, gey,
biseksüel, trans, interseks ve daha birçok çeşitli kimlik ve ifade biçimi vardır ve meşrudur.

LGBTİ+lar olarak bizler varoluşumuzun ifadesi olan kimliklerimizle, her vatandaş gibi özgürce yaşama, maddi ve manevi varlığımızı geliştirme haklarımızı ve tacize, şiddete, ayrımcılığa, hayatımızın mahremiyetini ihlal edenlere karşı korunma taleplerimizi dillendirmeye devam edeceğiz. Bunun için gerektiğinde kaynağını anayasadan alan “önceden izin almaksızın silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı”mızı da kullanacağız. 

Devletin verdiği yetki ve sorumluluğu taşıyanların görevi, toplumu söylemleriyle kutuplaştırmak değil barıştırmak olmalıdır. Toplumsal huzur ve barış için endişe yaratan ve kınanması gereken kimliklerimiz değil, LGBTİ+’lara yönelik ayrımcı söylemlerdir!

LGBTİ+ Kimliklerimiz meşrudur!