Diyanet İşleri Başkanlığı Toplumu Kutuplaştırıcı Söylemlerden Vazgeçmelidir.

img

24 Nisan 2020 tarihli, “Ramazan: Sabır ve İrade Eğitimi” başlıklı Cuma hutbesinde Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın sözleri  LGBTİ+ toplumunu ve HIV ile yaşayanları yeniden hedef göstermiş kutuplaştırıcı söylemlerle çoğulcu toplum anlayışına zarar vermiştir.

Çeşitli sivil toplum kuruluşlarından ve barolardan gelen LGBTİ+ haklarının insan haklarının ayrılmaz bir parçası olduğu yönündeki tepkiler ise, bizzat Cumhurbaşkanlığı’ndan ve farklı düzeyde devlet makamlarından konunun özünü ele almaktan çok, tepkilerin şekli üzerinden toplumu kutuplaştırıcı bir dille gündemleştirilmeye devam edilmiştir.

Tartışmanın odağı bizler için Türkiye’de LGBTİ+ ve HIV ile yaşayan vatandaşların toplum içerisinde ayrımcılığa maruz bırakılmadan yaşayabilme haklarının korunmasıdır. Demokratik ve laik bir devletin görevi, vatandaşlarının farklılıklarına rağmen bütün kurumlarıyla karşılıklı anlayış ve saygı içerisinde bir arada yaşamalarını sağlayacak ortamı yaratmak olmalıdır.

Ali Erbaş’ın Cuma hutbesi şu yöndeydi:

“Ey insanlar! İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtîliği, Eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir, bunun hikmeti. Yılda yüzbinlerce insan gayri meşru ve nikahsız hayatın islamî literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HIV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim.”  Diyanet İşleri Başkanlığı daha önce de sadece LGBTİ+ hareketini değil kadın hareketini de suçlayıcı açıklamalarda bulunmuştu.

Cuma hutbesinin tamamına bakıldığında, Covid-19 pandemisinin yaşandığı bu günlerde bir suçlu arayışına girildiği ve LGBTİ+’ların hedef tahtasına oturtulmak istendiğini görüyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Anayasa’nın 136. maddesi uyarınca “genel idare içinde yer alan […], laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinen” bir idari kuruluştur.

Üretilen bu söylem, her türlü statüde ve konumda bulunan LGBTİ+’ları ötekileştirmekte ve en temel hak ve özgürlüklerinin açıkça ihlal edilmesine dek varan ayrımcı ve düşmanlaştırıcı iklimi körüklemektedir. Bu tür söylemler toplumu kutuplaştırıcı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın laiklik ilkesi ile çelişen söylemlerdir ve özellikle içinden geçtiğimiz bu dönemde sosyal çevreleri kısıtlanarak daha savunmasız hale gelmiş olan LGBTİ+ ları hedef göstererek toplumu bir başka grup aleyhine kışkırtıcı nitelik taşımaktadır.

Bunun da ötesinde, söz konusu ifadeler, Türkiye’nin ulusal ve uluslararası anlamda bir bütün olarak insan hakları yükümlülüklerine açıkça aykırıdır.

Her türlü inanç, ancak toplumdaki farklı kesimlerin birbirini dinleyerek anlamaya çalıştığı, kutuplaşmaların en aza indirildiği ortamlarda en güzel şekli ile yaşanır. Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan kişilerin özgürlük alanına saygı göstermesini talep ediyoruz. Diyanet İşleri ve diğer bütün devlet kurumları gerek LGBTİ+lar, gerekse HIV ve HIV ile yaşayanlar ile ilgili bilimsel temele dayanmayan bilgileri yaygınlaştırarak toplumu yanlış bilgilendirmekten ve hali hazırda ayrımcılık ve nefretin odağı olan LGBTİ+’ları hedef göstermekten vazgeçmeli, nefret söylemlerini körüklemeden halkın doğru bilgiye ulaşması konusunda ön açıcı olmalıdır.