
Saygıyla, Onurla, Kaygıyla: 1 Aralık Dünya AIDS Günü Kutlu Olsun!
1995’ten bu yana 1 Aralık Dünya AIDS gününde AIDS nedeniyle hayatını kaybedenler anılıyor, HIV’le yaşayanların hayatlarını iyileştirecek politikalar ön plana çıkartılıyor ve HIV’e dair ayrımcılığa dikkat çekiliyor.
Türkiye’de HIV’le yaşayanlar on yıllardır, dünyanın her yerinde olduğu gibi, ayrımcılığa maruz bırakılıyor. HIV, hem onunla yaşayanların ayrımcılık gördüğü hem de birçok grup için ayrımcılığın katlandığı bir araç haline geliyor. Mülteciler, kadınlar, LGBTİ+’lar, sakatlar, gençler, yaşlılar ve diğer birçok grup maruz kaldıkları ayrımcılık ve damgalama sebebiyle en temel hak ve hizmetlere eşit erişemiyor, dolayısıyla HIV ile karşılaşmaya daha açık hale geliyor. Öbür yandan, bu gruplara ait kişiler HIV ile yaşıyorsa bu sebeple suçlanıyor, utandırılıyor, ayrımcılığa maruz kalıyor. HIV’e dair bu iki yüzlü politikalar sebebiyle HIV’i durduracak tüm araçlara sahip olmamıza rağmen bugün hala binlerce insan HIV ile yaşamaya ve ayrımcılığa maruz kalmaya devam ediyor.
Günümüzde hem aktivistler hem de bilim bu iki yüzlü politikaların ne HIV’i ne de ayrımcılığı bitirmediğini gösterdi. Ancak bu politikaların bırakın bir kenarı bırakılması son yıllarda artan aileci muhafazakar politikalar sebebiyle daha da güçlendi. Örneğin; Türkiye’de son yıllarda hem siyasi söylemlerde hem de kalkınma ve bütçe planlarında cinsel sağlık ve üreme sağlığına yapılan vurgunun yerini ailenin ve genç nüfusun korunması aldı. Bunun sonucunda hükümet nüfusu arttırmaya yönelik politikaları devreye sokarken üreme ile sonuçlanmayan her türlü cinselliği marjinalize ediyor, suç haline getiriyor. Pek çok yetkili ve siyasi “Türk aile yapısının” HIV geçisini engelleyeceğini iddia ederken kondom ve PrEP gibi korunma yöntemlerine erişimi piyasanın kâr hırsına bürünmüş insafına bırakıyor, vatandaşlarına en temel insan hakkı olan bu hizmetleri sağlamıyor. Sonuç olarak, bir yandan HIV ile yaşayanların Türk aile yapısına uygun davranmadıkları varsayılıp HIV ile yaşayanların temel hak ve hizmetleri hak etmediği imâ edilirken öbür taraftan zaten evlilik dışı ve gayri meşru olarak yaftalanan LGBTİ+’lar ise HIV’in kaçınılmaz “kurbanları” ilan ediliyor.
Devlet, HIV’in tedavisi için kullanılan ilaçları sigorta kapsamına dahil ederek HIV’i içinden sıyrılmak istenen bir mesele olarak değerlendiriyor. HIV’le karşılaşma ihtimali yüksek grupları bilgilendirecek, HIV’le yaşayanlarıysa güçlendirip ayrımcılığa karşı koruyacak mekanizmalar devlet tarafından gündem dahi edilmiyor. HIV’le yaşayan LGBTİ+’ların, madde bağımlılarının, seks işçilerinin ve diğer herkesin sadece ilaçlarına ücretsiz eriştiği için şükretmesi bekleniyor, bu grupların ayrımcılığa karşı ses çıkarmasının önündeki kanallar tıkanıyor. Mülteciler ise ilaçlara dahi erişemeyerek hastalığa terk ediliyor. Devletin her geçen gün artan muhafazakar, aileyi merkeze alan politikaları HIV’i ve diğer cinsel yolla aktarılan enfeksiyonları konuşulamaz hale getiriyor. Bu, HIV’i bir halk sağlığı meselesi yerine ahlak konusu haline getiren söylemler sebebiyle halk HIV karşısında kaderlerine terk ediliyor. Bu yalnızlaştırıcı uygulamalar bizi kaygılandırıyor, ancak biz pes etmiyoruz.
Cinselliğimizden ve hazlarımızdan pişman olmamızı bekleyen, bizi utandırıp yalnızlaştırmak, sessizleştirmek isteyenlere inat mücadelemiz on yıllardır sürüyor. Varoluşumuzdan beri bizimle olan kimliklerimizden, sonradan edindiklerimizden, yaşamımızdan onur duyuyoruz. Bizi karanlığa boğmak isteyenlere inat çalışmaya, örgütlenmeye, kimliklerimize sahip çıkmaya devam ediyoruz.
Ayrımcılığa maruz kaldığı, ilaca erişemediği için ölen; öldüğünde bile ölüsüne sahip çıkılmayan; AIDS’in sebep olduğu hastalıklar sebebiyle hayatını kaybedenleriyse saygıyla anıyoruz.
Adımız mümkün olduğunca anılmamaya çalışılıyor. Adımız duyulunca soğuk rüzgarlar esiyor. Evde, okulda, iş yerinde, yatakta kimse “onunla” karşılaşmak istemiyor. Tüm bu sıkışmışlığın içinde 1995’ten beri varoluşumuzu kutluyor, kayıplarımızı anıyoruz. HIV’le yaşayanların yaşadıkları acıları, ayrımcılıkları ve karşı karşıya kaldıkları nefreti unutmuyor, birbirimize sıkı sıkıya sarılıyoruz. Tüm sivil toplumu, insan hakları savunucularını, örgütlü ve örgütsüz lubunyaları HIV’le yaşayanların yaşamlarına, mahremiyetlerine, haklarına ve onurlarına saygı duymaya ve sahip çıkmaya çağırıyoruz.