
LGBTİ+ ruh sağlığı yayınımızın “Yalnızlık” dosyasına katkılarınızı bekliyoruz.
“Lezbiyenleri ve geyleri, akrabalık, sorumluluk veya sevgi bağlarından yoksun bir halde ‘ailenin’ dışına yerleştirmek ile onları aile ve toplum için bir tehdit olarak resmetmeye geçmek arasında çok küçük bir adım vardır”.
– Kath Weston, Families We Choose
İçinde bulunduğumuz 2026 yılında, Kath Weston’ın 1991 yılında gözlemlediği bu küçük adımın çoktan aşıldığı ve LGBTİ+lara yönelik yalnızlaştırma politikalarının yoğun bir şekilde devrede olduğu bir dönemden geçiyoruz. Türkiye, Rusya, ABD ve dünyanın pek çok bölgesinde, LGBTİ+ların toplumsal bir tehdit olarak kurgulayan dışlayıcı çaba her geçen gün kendini daha net biçimde gösteriyor. 2025 yılının “aile yılı” ilan edilmesiyle LGBTİ+ların adeta ahlaki teröristler olarak insan dışılaştırılması, trans bedenlere yönelik artan polislik, kutsal aile söylemi ve LGBTİ+ karşıtı yasaların gölgesinde kuir yalnızlık yapısal bir biçimde yükseliyor.
Yalnızlığın kendisi, bireyin hayat kalitesini derinden sarsan somut ve ruhsal bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu meseleyi yalnızca bireysel bir uyum sorunu veya sosyal beceri noksanlığı ile açıklamaya çalışmak yalnızca yetersiz kalmaz, aynı zamanda sorunun kökenini örtbas etmeye yarar. Kuir popülasyonda gözlemlenen kronik yalnızlık, bireysel bir eksiklik değil; cis-heteronormatif akrabalık ilişkilerinin, üreme odaklı aile tanımının ve yapısal damgalama mekanizmalarının ürettiği sistematik bir dışlanma halinin doğrudan sonucudur.
Dolayısıyla, yalnızlığı sadece soyut ve duygulanımsal bir terim olarak okumak imkansızlaşır; onun çeşitli somut mekanizmalarla aktif olarak inşa edilen yapısını da görmek gerekir. Devlet politikaları, yasalar ve kurumlar, LGBTİ+ların barınma, istihdam veya sağlık gibi temel haklara erişimini kısıtladığında, toplumun çeperlerine itilme kaçınılmaz olur. Bu durum, bireylerin hayatlarında nesnel ve ölçülebilir bir izolasyon yaratır; bu yapısal damgalama makro düzeyden mikro düzeye sızarak ruhsallığa yerleşir. Devletin dışlayıcı söylemleri, aileleri ve toplumu LGBTİ+ları dışlamaya teşvik eden meşru bir zemin sunar. Bu durum, sosyal destekten sistematik bir şekilde mahrum bırakılmanın zeminini hazırlar.
Sosyal destekten mahrum bırakılmanın ideolojik zemini, akrabalığı ve dolayısıyla yakınlığı salt üremeye indirgeyen hegemonik aile anlatılarıyla inşa edilir. Natranslar ve heteroseksüellere doğallık atfeden bu kurgu, kuirleri insanlığın geri kalanından yalıtılmış olarak sınıflandırarak toplumsal tecridi meşrulaştırır. Ancak üreme ve aile odaklı bu ideoloji yalnızca sosyal ilişkileri sınırlamakla kalmaz, bizzat siyasal alanın sınırlarını da belirler. Böylece sözde ilerici politikaların dahi arasına mesafe koyduğu kuir varoluş, sistemin mutlak dışarısı haline gelir (Edelman, 2004).Bu dışarısallık, trans bedenler için ek bir boyut da kazanır: cinsiyet kimliğinin hukuki ve tıbbi onaya muhtaç kılınması, öznenin kendi bedenine ilişkin talebini kurumsal bir izin meselesine dönüştürür ve böylece yalnızlık salt sosyal değil, varoluşsal ve bürokratik bir biçim alır. Sonuç olarak, üreyen gelecek kurgusuna uymayan kuirler politik alanın tamamen dışına itilir ve bedensel bütünlüğünü dahi tehdit eden derin bir izolasyona maruz bırakılır.
Teorik ve politik düzlemde kurgulanan bu şiddetli damgalama, ruh sağlığı disiplinlerinde üzerinde durulan “yapısal damgalama” kavramı ile somut bir klinik tabloya dönüşür (Hatzenbuehler, 2016). Araştırmaların ortaya koyduğu gerçek şudur: LGBTİ+lar, cis-heteroseksüellere kıyasla istatistiksel olarak çok daha yüksek oranlarda yalnızlık hissiyle ve bunun getirdiği sağlık krizleriyle mücadele etmektedir (Gorczynski ve Fasoli, 2022).
Bu doğrultuda, yeni dosyamızın merkezine “Yalnızlık” kavramını alıyoruz. Yalnızlığı LGBTİ+ ruh sağlığı bağlamında inceleyeceğimiz bu sayımızda, mevcut durumu birlikte düşünmek ve söz üretmek için katkılarınızı bekliyoruz. Katkınız, örnek olması adına şu konulara odaklanabileceği gibi bunların dışında da LGBTİ+lar ve yalnızlığı konu eden çeşitli bir yelpazede olabilir:
- Kuir Yalnızlık ve Ruhsal Maliyetleri: İzolasyonun LGBTİ+lar için psikolojik ve klinik sonuçları.
- Topluluk İçi Yalnızlık: LGBTİ+ komünitesinin kendi içindeki dışlanma, hiyerarşi ve damgalanma dinamikleri; trans dışlayıcı sözde “LGB” hareketleri ve topluluk için sonuçları.
- Hegemonik Aile Söylemi: Kutsal aile politikaları ve yarattığı yapısal izolasyon.
- Seçilmiş Aileler ve Kuir Akrabalık: Geleneksel bağların ötesinde kurulan kuir dayanışma ağları.
- Örgütlenme ve Güçlenme: Yalnızlaştırma politikalarına karşı kolektif direnç mekanizmaları.
- Kuir İlişkilenme Biçimleri: Normatif beklentilerin dışında kurulan yakınlık ve bağ kurma pratikleri.
- Uyum Süreci ve Kurumsal Yalnızlık: Tıbbi ve hukuki tanıma engellerinin translarda ürettiği özgül izolasyon biçimleri ve bu sürecin ruh sağlığına yansımaları.
Not: Bu dosya katı bir akademik yayın formatında değildir. Temel amacı ruh sağlığı ve LGBTİ+ kesişiminde nitelikli, rasyonel ve veriye dayalı bir tartışma alanı yaratmaktır. Üretilen metinlerin, klinisyenler ve sosyal hizmet uzmanları gibi profesyonellerin yanı sıra genel LGBTİ+ topluluğu için de erişilebilir ve faydalı bir kaynak olması hedeflenmektedir. Bu nedenle, yayına katkı sunmak için psikoloji, psikiyatri veya sosyal hizmet gibi alanlarda resmi bir mesleki unvan şartı aranmamaktadır. Deneme, derleme, röportaj, deneyim aktarımı vb. çeşitli formatlardaki katkılarınızı heyecanla bekliyoruz!
Son başvuru tarihi: 15 Temmuz 2026
Başvuru şekli: [email protected]’ye metninizi mail atabilirsiniz.